TERÖR BU ÜLKENİN DEĞİŞMEZ KADERİ DEĞİL.
1984 yılından bu yana ülkemizin birçok alanda yıpranmasına neden olan terör sorunu (PKK) ülkemizin bir bölgesinin değil, Türkiye’nin bütünlüğü ve güvenliğiyle ilgili bir sorundur. Yaklaşık 30 yıldır ülkemize musallat olan terör olayları sonucunda 40 binin üzerinde insanımız hayatını kaybetmiş, gencecik fidanlar hayatlarının baharında toprağa düşmüştür. Birçok insanımız yaralanmış, kolunu bacağını kaybetmiş ve tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur. Birçok kişi evlatsız ve babasız kalmıştır. Bütün bunların yanı sıra terörle mücadele için harcanan kaynağın 300 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde terörün ülkemizin geleceğine ne kadar büyük darbe vurdu açıkça görülecektir. Bu kaynak teröre değil üretime, sanayiye, köylüye, çiftçimize ve esnafımıza harcanmış olsaydı Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi.
Yıllardır terörle mücadele eden ülkemiz bu konuda tam başarılı olamamış ve terörü tam manasıyla bitirememiştir. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri silahlı mücadeleyle terörün üstesinden gelinemeyeceğini birçok kez ifade etmişlerdir. Dünyada ki tecrübelerde bunu göstermekte terör sorununu sadece bir güvenlik sorunu olarak görmek doğru değildir. Meselenin sosyal, kültürel, ekonomik ve sosyolojik boyutları vardır. Terörü besleyen ana kanalları kesmek için konuyu bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Yıllardır sorun olarak görülmüş ve kendisini ötekileşmiş olarak hisseden vatandaşlarımızın sorunlarını duymazdan gelmek sadece terör örgütünün ekmeğine yağ sürmüştür. Bu yüzden artık bu sorunu görmezden gelmeyip, ırkçı ve faşist söylemleri bir kenara bırakıp, insan olmanın bir geri olarak farklılıklarımızı bir zenginlik kabul edip milli birliğimizi sağlamalıyız. Ancak bu şekilde terör örgütünün varlığını ortadan kaldırabiliriz. Yoksa bu sorunu yok saymak, görmezden gelmek ve bu insanların isteklerini hiçe saymak sorunu bitirmiyor. Zira böyle yapanlar gündüz ortasında gözünü kapatarak sadece kendisini gece yapar.
Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların çözülmesinin en kolay yolu milli birlik şuurunun yeniden tesis edilmesidir. Kurtuluş savaşında, Çanakkale’de, Yemen’de beraber savaştığımız birlikte şehit olduğumuz bir milletin torunları etle tırnak gibidir, ayrılmaz bir bütündür. Milli birlik ve beraberlik içinde davranan toplumda, düşman çevrelerin yaptırım gücü minimum seviyesine inecektir. En büyük silahları vatan içinde ayrılık çıkartmak olan bu çevrelerin bu büyük kozu ellerinden alınacaktır. Böylece en tehlikeli düşman olan, vatanın içinde yerleşmiş olan düşman tehlikesi de ortadan kalkacaktır. “Sen şu ırktansın, sen şu dili konuşuyorsun” şeklinde yapılan kışkırtmalar faydasız hale gelecektir.
Milli birlik ve beraberlik şuurunun kazanılmasıyla çözülecek olan bu sorunlar sonuçta her Türk vatandaşına yansıyarak, Atatürk’ün hedeflediği, mutlu, huzurlu ve barış içinde yaşayan güçlü bir Türkiye idealini gerçeğe dönüştürecektir.
Abdullah KUZ
Tarih Araştırmacısı
- 21/05/2010 08:21 - ÇAĞDAŞ TÜRKİYE İÇİN YARGI REFORMU
- 06/04/2010 11:10 - ANAYASA PAKETİNİN YENİLİKLERİ
- 12/03/2010 10:02 - YARGI REFORMU NİÇİN GEREKLİ?
- 03/03/2010 22:14 - Çarşamba, 03 Mart 2010 19:14 - NASIL BİR ANAYASA OLMALI?
- 26/02/2010 22:50 - DARBELER DÖNEMİ GERİDE KALDI
- 17/02/2010 22:31 - SİVİL ANAYASAYA İHTİYAÇ VARMI?
- 09/02/2010 16:51 - Değişen ve Gelişen Türk Dış Politikası
- 02/02/2010 12:42 - BDP ve YENİ BİR HAYAL KIRIKLIĞI
- 02/02/2010 12:41 - TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ ve ANTİSEMİTİZM
- 02/02/2010 12:40 - ORTADOĞU’NUN KANAYAN YARASI FİLİSTİN MESELESİ
Son Güncelleme (Perşembe, 29 Nisan 2010 17:34)
